Interview

"Formülü basitleştirmek en zor kısım"

İyi bir formül, en fazla aktif içeriğin bir araya getirildiği formül değildir. Dr. Kadir Koçoğlu, bir ürünü geliştirirken neden bazen eklemekten çok çıkarmanın önemli olduğunu anlatıyor.

“Bir formüle bir şey eklemek kolaydır. Asıl zor olan, neyi eklemeyeceğinize karar vermektir.”

Bir formül üzerinde çalışmaya başladığımızda önümüzde çok sayıda seçenek vardır. Peptitler, vitaminler, bitkisel ekstreler, nem tutucular, antioksidanlar ve yeni nesil aktifler...

Kağıt üzerinde bunların hepsini aynı formülde görmek etkileyici olabilir.

Fakat benim için iyi formülasyonun ölçüsü hiçbir zaman içerik listesinin uzunluğu olmadı.

Asıl soru şudur:

Cildin gerçekten neye ihtiyacı var ve bunu mümkün olan en dengeli formülle nasıl sağlayabiliriz?

Daha Fazla Aktif, Her Zaman Daha İyi Formül Değildir

Kozmetik sektöründe zaman zaman aktif içeriklerin sayısı üzerinden bir güç algısı oluşturulduğunu görüyorum. On aktif içeren bir formülün beş aktif içeren bir formülden daha gelişmiş olduğu düşünülebiliyor.

Formülasyon bilimi bu kadar basit değildir.

Her yeni bileşen beraberinde yeni bir denge getirir. Bir aktifin diğer bileşenlerle uyumu, pH aralığı, çözünürlüğü, ürünün dokusu ve zaman içerisindeki stabilitesi birlikte değerlendirilmelidir.

Bu nedenle laboratuvarda bazen haftalarca üzerinde çalıştığımız bir içeriği formülden çıkarırız.

İşe yaramadığı için değil; formül onsuz daha doğru olduğu için.

Vazgeçmek de Formülasyonun Bir Parçasıdır

Geliştirme sürecinde sevdiğimiz fakat son ürüne taşımadığımız birçok fikir olur.

Bazen bir aktif teorik olarak çok değerlidir ancak hedeflediğimiz formülün yapısına uygun değildir. Bazen istediğimiz konsantrasyon ürünün dokusunu değiştirir. Bazen iki iyi bileşen, aynı formül içerisinde beklediğimiz dengeyi sağlamaz.

Böyle durumlarda formülatörün görevi içerikleri zorla bir arada tutmak değildir.

Vazgeçebilmektir.

Çünkü tüketicinin gördüğü son formülün arkasında yalnızca seçtiğimiz içerikler değil, bilinçli olarak seçmediklerimiz de vardır.

Stabilite Görünmezdir, Ama Belirleyicidir

Bir kozmetik ürün ilk üretildiği gün güzel görünebilir. Güzel bir dokuya, hoş bir hisse ve etkileyici bir içerik listesine sahip olabilir.

Benim için asıl değerlendirme bundan sonra başlar.

Formül zaman içerisinde aynı karakterini koruyabiliyor mu? Bileşenler birbiriyle uyumlu mu? Doku, koku, görünüm ve fiziksel yapı korunuyor mu?

Tüketici stabiliteyi çoğu zaman görmez.

Ama iyi bir formülatör, tüketicinin görmediği kısmı da tasarlamak zorundadır.

Sadelik, Az İçerik Kullanmak Değildir

“Sade formül” ifadesi bazen yanlış anlaşılıyor.

Sadelik benim için mümkün olan en az sayıda içerik kullanmak anlamına gelmiyor. Gereksiz olan hiçbir şeyi formülde tutmamak anlamına geliyor.

Bir bileşenin formülde bulunmasının bir nedeni olmalı.

Bir aktif hedeflenen bakıma katkıda bulunmalı. Bir yardımcı bileşen formülün yapısını desteklemeli. Her unsur bütünün içerisinde bir işleve sahip olmalı.

Bu nedenle bazen basit görünen bir formülü geliştirmek, çok daha karmaşık bir formül geliştirmekten daha uzun sürer.

Çünkü sadeleştirdikçe her karar daha görünür hale gelir.

“Formül Bitti” Dediğimiz An

Bir formülün ne zaman tamamlandığını anlamanın ilginç bir tarafı vardır.

Başlangıçta sürekli şu soruyu sorarsınız:

“Başka ne ekleyebiliriz?”

Bir noktadan sonra soru değişir:

“Buradan başka ne çıkarabiliriz?”

Ve artık çıkaracağınız her şey formülün dengesini bozuyorsa, doğru noktaya yaklaşmışsınızdır.

Benim formülasyona bakışım yıllar içerisinde giderek daha fazla bu düşünce üzerine oturdu:

İyi bir formül, içindeki her şeyi anlatabilen değil; içindeki her şeyin neden orada olduğunu açıklayabilen formüldür.

Journal newsletter

Once a month, only what is worth reading.

New posts and atelier notes in your inbox. We do not send campaign e-mails.